Enflasyonun Altında Ezilmemek İçin

Her sınavdan sonra öğrencilerin puanlarını yanlış hesaplayarak skandala yol aç ÖSYM'den sonra şimdi de TÜİK enflasyon hesabını yanlış yaptığını açıkladı. Ocak ayı TÜFE 1.72'den 1.98'e revize edildi. Yani TÜİK, tüketici fiyatlarındaki artışın aylık yüzde 2'ye yaklaştığını açıkladı.
Bu sadece ocak ayında tüketici fiyatlarının yüzde 2 yükselmesi demek. Oysa Hükümet ve patronlar, önümüzdeki altı ay için memurlara, emeklilere, ücretlilere, yüzde 3-4 zam yaparken, asgari ücreti de yüzde 5 6 artırmıştı. Bu demektir ki, Hükümetin öngördüğü yıllık enflasyonun üçte biri daha ocak ayında aşılmıştır.
Hükümet ve patronlar, "Canım ne olacak, biz bu zamlara altı ay sonra enflasyon farkı ekleyerek ikinci alt ayda durumu düzeltiriz!" diyecektir. Evet, "durumu düzeltirler"ama patronların durumunu düzeltirler. Çünkü işçiler, emekçiler altı ay boyunca zaten enflasyon altında ezilirler ve altı ay sonra aradaki fark "eklenir"ama sonraki altı ayda da yeniden ücret ve maaşlar enflasyon altında kalarak, giderek daha zorlaşan yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar. Bu, "Beklenen enflasyona göre maaş artışının kabulü" demektir. Ki, bunun emekçiler için anlamı, beklenen enflasyon üstündeki her artışın emekçilerin gerçek ücretlerinden devlete ve patronlara para aktarılması demektir. Onu içindir ki enflasyon artışı demek, işçilerden emekçilerden yeni vergi alınması anlamına gelir. 
Gazetemizin yazarlarından Doçent Dr. Sinan Alçın, salı günü yazdığı "Ekonomik Perspektif "köşesinde "Enflasyon Vergisi" başlıklı yazısında enflasyon artışının nasıl emekçilerden alınan vergi anlamına geldiğini çok açık biçimde ortaya koymuştu. 
Dünyaya, olup bitenlere işçi sınıfının gözünden bakan bir bilim insanı olarak Sinan Hoca, sadece enflasyonun işçiden, emekçiden alınan bir vergi olduğunu açıklamakla da kalmayarak, emekçilerin enflasyona karşı mücadelesinin önemine dikkat çekip şu sonuçlara varıyor; yazısını şöyle bitiriyordu: "Hızlı enflasyon artışının geniş halk kesimleri için bir tür 'enflasyon vergisi'ne dönüşmesini engellemek ve halkın daha fazla sefalete itilmesini durdurmak için temel tüketim mallarının fiyatlarına sınırlama getirilmeli, asgari ücret yeni enflasyon oranına bağlı olarak güncellenmeli, toplu iş sözleşmeleri de yenilenmelidir. Hele de TL'nin dolar başta olmak üzere yabancı paralar karşısındaki değer kaybının yüzde 30'ları bulduğu, Hükümetin yerel seçim nedeniyle doğal gaz ve elektrik gibi üretimin temel girdileri ve emekçilerin başlıca tüketim maddelerine zam yapmayı 30 Mart sonrasına ertelediği dikkate alındığında. Hele de emekçinin enflasyonunun resmi enflasyonun en az iki katı olduğu ve en iyimser iktisatçıların bile resmi enflasyonun da yıl sonunda yüzde 20'leri bulacağı tahminleri yaptığı koşullarda Sinan Hoca'nın ifade ettiği talepler çok daha önem kazanmaktadır ve önümüzdeki aylarda daha da yakıcı hale gelecektir.
Elbette burada öncelikle TİS'leri, asgari ücreti ve emekçilerin gelirlerindeki artışı "beklenen enflasyona" bağlanmasına boyun eğen sermaye ve Hükümetine suç ortaklığı yapan sendikacıların, Sinan Hocanın bu uyarılarını dikkate alması gerekir. Ne var ki sendikal cepheden, bırakalım böyle TİS'leri yenilemek, tüketim mallarının fiyatlarına sınırlama getirmek gibi önlemleri, vergi ve zamlara karşı çıkmayı bile gündemlerine almamaktadırlar. Bu yüzden de pek çok alanda olduğu gibi iş yine işçilerin, emekçilerin ileri kesimlerine, kurultay komitelerine, çeşitli sanayi havzaları ve illerdeki sendikal platformlara, mücadeleden yana her kademeden, her sendikadan sendikacılara düşmektedir. Siyasetin üst katlarındaki itiş kakışın ve gürültünün altında kalmaması için bu tartışmayı daha da ciddi sürdürmemiz ve gereğini de yapmamız gerekir. Aksi halde yazılanlar, söylenenler birer yakınmadan, karamsarlık yaratmadan öteye geçmez.
 
İ. Sabri Durmaz
 
Kaynak: Evrensel Gazetesi
Son 10 Makaleler